Paratiroid Bezleri Nedir, Ne İşe Yarar?
Paratiroid bezleri nedir sorusunu; bezlerin yapısını, boyundaki yerini ve salgıladıkları hormonun görevini adım adım yanıtladım.
Paratiroid bezleri, boyunda tiroid bezinin arka yüzüne yerleşen ve kandaki kalsiyumu denetleyen küçük bezlerden oluşur. Bu bezler adları benzediği için sık sık tiroid beziyle karıştırılır. Görevleri ise tümüyle farklı bir alanı kapsar. Hastalarım çoğu zaman kan tahlilinde kalsiyum yüksek bulunduğunda bu bezlerin varlığını öğrenir. Bu sayfada bezlerin yapısını, boyundaki yerini, salgıladıkları hormonu ve günlük yaşamdaki karşılığını ayrıntılı anlatıyorum.
Paratiroid Bezleri Hangi Yapıdan Oluşur?
Paratiroid bezleri, hormon üreten hücrelerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkan küçük ve yumuşak yapılardır. Her bez ince bir zarla sarılır ve çevresindeki dokudan bu zar sayesinde ayrılır. Bezin içinde başlıca iki hücre tipi bulunur. Bu hücrelerden biri hormon üretiminden sorumlu görevi üstlenir. Diğer hücre grubunun işlevi ise bugün hâlâ tartışılır. Bezlerin rengi sarımsı kahverengi bir tondadır. Çevrelerindeki yağ dokusundan bu renk farkıyla ayırt edilir. Bezlerin yüzeyi düzgün ve hafif parlak görünür. Büyüklükleri çoğu kişide bir buğday tanesi kadar kalır.
Ağırlıkları toplamda bir gramın çok altında seyreder. Bu küçük boyut bezlerin ameliyat sırasında bulunmasını güçleştirir. Bezler büyüdüğünde renk ve kıvam belirgin biçimde değişir. Büyümüş bir bez daha koyu ve daha dolgun görünür. Bezlerin yapısı anne karnındaki gelişim döneminde belirlenir. Üst bezler ile alt bezler farklı gelişim bölgelerinden köken alır. Bu köken farkı bezlerin erişkindeki son yerleşimini de belirler. Yapıyı bilmek, bezlerin görevini anlamayı kolaylaştırır. Bez dokusunun içinde yaş ilerledikçe yağ hücreleri de yerleşmeye başlar. Bu değişiklik bezin hormon üretme kapasitesini belirgin biçimde azaltmaz. Büyümüş bir bezde ise yağ hücreleri yerini hormon üreten hücrelere bırakır. Bu ayrıntı çıkarılan dokunun incelenmesinde yol gösterici olur. Bu sayfada bezlerin yapısını ve işlevini birlikte anlatıyorum.
Bezler Boyunda Hangi Komşuluklarla Yerleşir?
Bezler boyunda tiroid bezinin arka yüzüne, soluk borusu ile yemek borusunun hemen yanına yerleşir. Üst bezler tiroid bezinin üst yarısının arkasında durur. Alt bezler ise daha değişken bir konumda bulunur. Ses tellerini çalıştıran sinir de bu bölgeden geçer. Bezler ile bu sinir arasındaki mesafe çoğu zaman birkaç milimetre kadardır. Bu yakınlık boyun ameliyatlarında büyük dikkat gerektirir. Bezlerin arkasında omurga önü kasları yer alır. Yanlarında ise boynun büyük damarları uzanır.
Alt bezler kimi kişide göğüs boşluğuna doğru sarkar. Kimi kişide ise tiroid dokusunun içine gömülü kalır. Az sayıda kişide bez çene altına yakın bir bölgede bulunur. Bu değişkenlik gelişim dönemindeki göçten kaynaklanır. Bezin beklenen yerde bulunamaması cerrahi planı değiştirir. Böyle durumlarda arama alanı boyun boyunca genişletilir. Ameliyat öncesinde yapılan görüntüleme bu nedenle önem taşır. Komşulukları iyi bilmek çevre dokuların korunmasını kolaylaştırır. Boyun bölgesini her değerlendirmede aynı düzen içinde ele alıyorum. Üst bezler yerleşim bakımından daha kararlı bir düzen gösterir. Alt bezlerin yeri ise kişiden kişiye belirgin biçimde değişir. Bu nedenle alt bezleri ararken çevredeki yağ dokusunu da dikkatle incelerim. Bezlerin yerini önceden bilmek ameliyat süresinin kısalmasına da yardımcı olur. Bu düzen bezlerin güvenle korunmasını sağlar.
Bezlerin Sayısı Herkeste Aynı mıdır?
Bezlerin sayısı çoğu kişide dört olsa da herkeste aynı değildir. Bazı kişilerde beş ya da altı bez bulunur. Az sayıda kişide ise üç bez saptanır. Fazladan bezler genellikle göğüs boşluğunun üst bölümünde yer alır. Bu bezler ameliyat sırasında gözden kaçabilir. Gözden kaçan bir bez, sorunun ameliyattan sonra da sürmesine yol açar. Bu nedenle ameliyat öncesi görüntüleme titizlikle değerlendirilir. Sayı farklılığı kalıtsal bir kusur anlamına gelmez.
Bezlerin sayısı kişinin gündelik sağlığını doğrudan etkilemez. Önemli olan toplam hormon üretiminin dengede kalmasıdır. Tek bir bez bile gerektiğinde bu dengeyi sürdürebilir. Bu nedenle bezlerin bir bölümü çıkarıldığında denge korunur. Sayı bilgisi ameliyat planında yol gösterici olur. Sorun tek bezde ise yaklaşım daha sınırlı tutulur. Tek bezle sınırlı kalan durumlarda izlediğim yolu minimal invaziv paratiroid cerrahisi sayfasında ayrıntılı anlattım. Sorun bütün bezleri ilgilendiriyorsa plan genişletilir. Bu ayrımı ameliyat öncesinde netleştirmeye çalışıyorum. Netleşmeyen durumlarda boynun her iki yanı gözden geçirilir. Bezlerin sayısı ancak ameliyat sırasında kesin olarak anlaşılır. Görüntüleme yöntemleri normal büyüklükteki bezleri çoğu zaman göstermez. Bu nedenle sayı bilgisini önceden kesinleştirmeye çalışmıyorum. Kararı, ameliyat sırasında elde edilen bulgulara göre veriyorum. Böylece geride sorunlu doku bırakılmaz.
Bezin Damarlanması Neden Bu Kadar Önemlidir?
Bezin damarlanması, hormon üretiminin sürmesi için gerekli kanı taşıdığından büyük önem taşır. Her bez kendisine gelen ince bir atardamardan beslenir. Bu damar çoğu zaman tiroid bezinin alt atardamarından ayrılır. Damar zedelendiğinde bez kısa sürede işlevini yitirir. İşlevini yitiren bez yeterli hormon üretemez. Kan akımı azaldığında bezin rengi koyulaşır. Renk değişimi ameliyat sırasında uyarıcı bir bulgudur. Beslenmesi bozulan bez gerektiğinde kas dokusunun içine yerleştirilir. Bu yaklaşım bezin yeniden çalışmasına olanak verir.
Damarların korunması hormon dengesinin sürmesini sağlar. Bezlerin damarları çok ince olduğu için kolay zedelenir. Bu nedenle boyun bölgesinde dokuları özenle ayırırım. Damar korunduğunda ameliyat sonrasında kalsiyum düşüşü daha seyrek görülür. Damar kaybı yaşandığında ise geçici destek gerekebilir. Destek çoğu kişide kısa sürede sonlandırılır. Bezlerin beslenmesi yaş ilerledikçe de değişebilir. Damar yapısındaki değişiklikler hormon üretimini etkileyebilir. Bezin toplardamar dönüşü de aynı ölçüde önem taşır. Toplardamar tıkandığında bez şişer ve işlevi geriler. Bu nedenle dokuyu çekiştirmeden çalışmaya özen gösteririm. Korunan her bez, ameliyat sonrasındaki dengeye katkı sağlar. Bu ayrıntıları hastalarıma sade bir dille açıklıyorum.
Bezlerden Salgılanan Hormon Ne İş Görür?
Bezlerden salgılanan hormon, kandaki kalsiyumu yükseltmek için çalışan tek hormon olarak görev görür. Bu hormona parathormon adı verilir. Parathormon kandaki kalsiyum azaldığında hemen salgılanır. Salgı miktarı kalsiyum düzeyine göre her dakika değişir. Bezlerin yüzeyinde kalsiyumu algılayan özel bir yapı bulunur. Bu yapı kandaki kalsiyumu sürekli ölçer. Ölçüm sonucu düşük çıkarsa salgı artar. Yüksek çıkarsa salgı hızla baskılanır. Hormon kanda kısa süre kaldığı için etkisi çabuk başlar.
Aynı nedenle etkisi çabuk da sonlanır. Bu özellik dengenin ince ayarını kolaylaştırır. Hormon üç ayrı organ üzerinde etki gösterir. Kemik, böbrek ve bağırsak bu üç durağı oluşturur. Üç etkinin toplamı kan kalsiyumunu yukarı çeker. Fosfor düzeyi ise ters yönde değişir. Hormonun ayrıntılı işleyişini parathormon, kalsiyum ve D vitamini dengesi sayfasında ele aldım. Burada yalnız temel görevini özetliyorum. Hormonun kanda çabuk yıkılması, ameliyat sırasında yapılan ölçümleri anlamlı kılar. Sorunlu bez çıkarıldıktan sonra hormon değeri kısa sürede geriler. Bu düşüş, doğru bezin alındığını gösteren bir işaret olarak değerlendirilir. Beklenen düşüş görülmezse arama sürdürülür. Aşağıdaki bölümlerde her durağı ayrı ayrı anlatıyorum.
Parathormon Kemik Üzerinde Nasıl Etki Gösterir?
Parathormon, kemik dokusundaki yıkım hücrelerini uyararak kana kalsiyum geçişini hızlandırır. Kemik, vücudun en büyük kalsiyum deposu olarak görev görür. Kan kalsiyumu düştüğünde ilk karşılık bu depodan alınır. Hormon doğrudan yıkım hücrelerine bağlanmaz. Önce yapım hücrelerini uyarır ve onlar üzerinden yıkımı başlatır. Bu dolaylı yol dengenin korunmasını sağlar. Kısa süreli ve aralıklı hormon etkisi kemik yapımını artırır. Sürekli ve yüksek hormon etkisi ise kemik yıkımını öne çıkarır. Bu fark hastalıkların gidişini büyük ölçüde açıklar.
Bezlerden biri sürekli hormon salgıladığında kemik yoğunluğu azalır. Kayıp önce önkol ve kalça bölgesindeki kemiklerde belirginleşir. Omurga kemikleri de zamanla etkilenir. Kemikten çekilen kalsiyum kana karışır. Kandaki kalsiyum düzeyi bu nedenle yükselir. Yükselen kalsiyumun bir bölümü idrarla atılır. Bu döngü yıllar içinde kemiği zayıflatır. Bu nedenle tanı konulan kişilerde kemik ölçümü isterim. Kemikteki kayıp sessiz ilerlediği için kişi çoğu zaman bir şey hissetmez. İlk uyarı bazen beklenmedik bir kırıkla ortaya çıkar. Aşırı çalışan bez çıkarıldıktan sonra kemik yoğunluğu yavaş yavaş toparlanır. Toparlanma süresi kişinin yaşına ve kayıp derecesine göre değişir. Ölçüm sonucu tedavi kararında belirleyici olur.
Böbrek Üzerindeki Etkisi Nasıl Ortaya Çıkar?
Böbrek üzerindeki etkisi, süzülen kalsiyumun yeniden kana alınmasıyla ortaya çıkar. Böbrek her gün çok büyük miktarda kanı süzer. Süzülen sıvıdaki kalsiyumun büyük bölümü geri alınır. Hormon geri alınan kalsiyum miktarını yükseltir. Böylece idrarla kaybedilen kalsiyum azalır. Aynı hormon fosforun geri alınmasını ise engeller. Fosfor idrarla daha çok atılır. Kandaki fosfor düzeyi bu nedenle düşer. Böbrek ayrıca D vitamininin etkin biçime dönüştüğü organ olarak çalışır.
Hormon bu dönüşümü sağlayan basamağı uyarır. Etkin D vitamini arttıkça bağırsaktan emilim yükselir. Böbrek işlevi azaldığında bu basamak aksar. Aksayan basamak kalsiyum dengesini bozar. Hormon yüksek kaldığında idrardaki kalsiyum da artar. Artan kalsiyum böbrekte taş oluşumuna zemin hazırlar. Bu nedenle yineleyen böbrek taşında kan kalsiyumuna bakılır. Böbrek ile bez arasındaki bu bağ tedavi kararını da yönlendirir. İdrarla atılan kalsiyum uzun süre yüksek kaldığında böbrek dokusunda kireçlenme gelişebilir. Kireçlenme böbreğin süzme kapasitesini zamanla düşürür. Bu nedenle tanı konulan kişilerde böbrek ultrasonunu da isterim. Erken saptanan değişiklikler tedavi kararını öne çeker. Böbrek işlevini her değerlendirmede birlikte gözden geçiriyorum.
Bağırsaktan Emilim Nasıl Artırılır?
Bağırsaktan emilim, etkin D vitamininin devreye girmesiyle artırılır. Besinlerle alınan kalsiyumun bir bölümü ince bağırsaktan kana geçer. Geçiş için bağırsak hücrelerinde özel taşıyıcılar gerekir. Bu taşıyıcıların yapımını etkin D vitamini uyarır. Parathormon ise D vitamininin etkinleşmesini hızlandırır. Böylece emilim dolaylı yoldan yükselir. D vitamini yetersiz kaldığında emilim belirgin biçimde düşer. Alınan kalsiyumun büyük bölümü bağırsaktan geri atılır. Emilim azaldıkça kan kalsiyumu düşme eğilimine girer.
Bezler bu düşüşü karşılamak için daha çok hormon salgılar. Uzun süren bu uyarı bezleri zamanla büyütür. Bu nedenle D vitamini eksikliğini erken gidermeyi önemsiyorum. Emilimi etkileyen başka etkenler de bulunur. Mide asidinin azalması emilimi güçleştirir. Bağırsak hastalıkları ve geçirilmiş bağırsak ameliyatları da emilimi düşürür. Aynı öğünde alınan bazı içecekler emilimi bir ölçüde azaltır. Beslenme düzenini bu nedenle kişiye göre planlıyorum. Kalsiyumun gün içine yayılarak alınması emilimi kolaylaştırır. Tek öğünde yüksek miktarda alınan kalsiyumun bir bölümü emilmeden atılır. Bu nedenle desteklerin bölünerek kullanılmasını öneriyorum. Emilimin düzelmesi bezlerin üzerindeki yükü hafifletir.
Kalsiyum Dengesi Nasıl Denetlenir?
Kalsiyum dengesi, birbirine bağlı çalışan bir geri bildirim düzeneğiyle denetlenir. Bezlerin yüzeyindeki algılayıcı kandaki kalsiyumu sürekli ölçer. Değer düştüğünde hormon salgısı hemen yükselir. Hormon kemik, böbrek ve bağırsak üzerinden kalsiyumu artırır. Kalsiyum hedef aralığa ulaştığında salgı geri çekilir. Bu düzenek bir termostat gibi çalışır. Denetimin sağlıklı yürümesi algılayıcının doğru çalışmasına bağlıdır.
Algılayıcıda kalıtsal bir değişiklik varsa denge farklı bir düzeyde kurulur. Böyle kişilerde kalsiyum yüksek olsa da hormon baskılanmaz. Bu tablo ameliyat gerektiren durumdan ayrılır. Ayrımı yapmak için idrarda kalsiyum atılımı ölçülür. Gereksiz bir ameliyatı önlemek adına bu incelemeyi önemsiyorum. Denetim düzeneği D vitamini düzeyinden de etkilenir. Magnezyum eksikliği hormon salınımını baskılar. Bu nedenle magnezyum değerine de bakılır. Denge bozulduğunda belirtiler yavaş yavaş belirir. Erken saptanan bozulmalar daha kolay düzeltilir. Kanda ölçülen kalsiyumun bir bölümü proteine bağlı taşındığı için albümin değeri de sonucu etkiler. Albümin düşük bulunan kişilerde kalsiyum olduğundan düşük görünür. Böyle durumlarda düzeltilmiş hesaplama yapılır ya da serbest kalsiyum ölçülür. Bu ayrıntı gözden kaçtığında tanı gecikebilir. Bu nedenle tahlil sonuçlarını bütün olarak değerlendiriyorum.
Tiroid Bezinden Hangi Yönleriyle Ayrılır?
Tiroid bezinden, hem salgıladığı hormon hem de üstlendiği görev bakımından tümüyle ayrılır. Tiroid bezi vücudun çalışma hızını belirleyen hormonları üretir. Paratiroid bezleri ise yalnız kalsiyum ve fosfor dengesini yönetir. Tiroid bezi kelebek biçiminde tek parça bir organdır. Paratiroid bezleri ise ayrı ayrı duran küçük yapılardır. Tiroid bezi iyot kullanarak hormon üretir. Paratiroid bezlerinin iyotla doğrudan ilgisi bulunmaz. Tiroid hormonu kanda uzun süre kalır. Parathormon ise çok kısa sürede yıkılır.
İki bezin hastalıkları da farklı belirtilerle ortaya çıkar. Tiroid hastalıklarında kilo, ısı ve kalp hızı öne çıkar. Paratiroid hastalıklarında kemik, böbrek ve sindirim yakınmaları belirginleşir. Adların benzerliği hastalarımı sık sık yanıltır. Tahlil isterken bu ayrımı ayrıca açıklıyorum. İki bez komşu durduğu için boyun ameliyatlarında birlikte değerlendirilir. Tiroid ameliyatı sırasında paratiroid bezleri özenle korunur. Bu koruma ameliyat sonrasındaki dengeyi belirler. Tiroid hormonu ilaçla yerine konabilir bir hormondur. Parathormonun yerine konması ise çok daha güçtür. Bu fark, bezlerin ameliyat sırasında neden titizlikle korunduğunu açıklar. Hastalarıma bu ayrımı görüşme sırasında ayrıca anlatıyorum. İki bezin birlikte hastalanması da olasıdır.
Bezlerin Çalışması Hangi Tetkiklerle Değerlendirilir?
Bezlerin çalışması, kanda kalsiyum ve parathormonun aynı anda ölçülmesiyle değerlendirilir. İki değerin birlikte yorumlanması tabloyu ortaya koyar. Kalsiyum yüksek ve hormon da yüksekse bezler öne çıkar. Kalsiyum yüksek ama hormon baskılıysa başka nedenler araştırılır. Kalsiyum düşük ve hormon düşükse bezlerin az çalıştığı düşünülür. D vitamini düzeyi yorumu tamamlayan üçüncü değer olarak istenir. Fosfor değeri de aynı örnekte ölçülür.
Böbrek işlevini gösteren testler tabloyu tamamlar. Yirmi dört saatlik idrarda kalsiyum atılımı bazı kişilerde araştırılır. Kemik yoğunluğu ölçümü kemiğin etkilenip etkilenmediğini gösterir. Böbrek ultrasonu taş varlığını ortaya koyar. Bezin yerini bulmak için boyun ultrasonu kullanılır. Sintigrafi aşırı çalışan bezi işaretler. İki yöntem aynı bezi gösterdiğinde plan kolaylaşır. Aşırı çalışan bez saptandığında izlenecek basamakları hiperparatiroidi tedavisi sayfasında sıraladım. Görüntüleme tanı koymak için değil, yer belirlemek için istenir. Bu ayrımı hastalarıma baştan anlatıyorum. Görüntülemede bez görülmemesi tanıyı geçersiz kılmaz. Kan değerleri uyumluysa değerlendirme aynı yönde sürdürülür. Tek bir tetkike dayanarak yorum yapmıyorum. Sonuçları birlikte okuyarak karar veriyorum.
Bezler Görevini Yapamazsa Ne Olur?
Bezler görevini yapamazsa kan kalsiyumu düşer ve sinir ile kas sisteminde yakınmalar ortaya çıkar. Parmak uçlarında ve dudak çevresinde karıncalanma duyulur. El ve ayak kaslarında kramp biçiminde kasılmalar görülür. Yakınmaların şiddeti düşüşün hızına göre değişir. Bezlerin aşırı çalıştığı durumda ise tablo tersine döner. Kan kalsiyumu yükselir ve yorgunluk ile kabızlık öne çıkar. Böbrekte taş oluşma eğilimi belirginleşir. Kemik yoğunluğu yıllar içinde azalır.
Bu tablonun ayrıntısını hiperparatiroidi nedir, belirtileri nelerdir sayfasında ele aldım. Aşırı çalışan bez saptandığında tedavi seçenekleri gözden geçirilir. Sorunlu bezin çıkarılması dengeyi yeniden kurar. Bu işlemin ayrıntılarını paratiroidektomi ameliyatı sayfasında anlattım. Bezlerin az çalıştığı durumda tedavi ilaçla yürütülür. Kalsiyum ve etkin D vitamini desteği birlikte kullanılır. Destek dozu kan sonuçlarına göre ayarlanır. İki tabloda da düzenli takip gerekir. Takip aralıklarını kişinin durumuna göre belirliyorum. Bezlerin görevini yapamaması yalnız kan değerlerini değil günlük yaşamı da etkiler. Sürekli yorgunluk, uyku düzensizliği ve dikkat dağınıklığı iş verimini düşürür. Tedavi düzenlendiğinde bu yakınmaların çoğu geriler. Bu nedenle değerlendirmeye kişinin günlük yaşamındaki zorlanmaları da katıyorum. Erken tanı, kemik ve böbrek üzerindeki etkileri sınırlar.
Yayımlanma: · Son güncelleme:
Sık sorulan sorular