Paratiroid Adenomu
Paratiroid adenomu nedir, hangi belirtileri verir ve tanısı nasıl konulur? Büyümüş bezin izlediği yolu hastalarım için adım adım anlattım.
Paratiroid adenomu, boyundaki dört küçük bezden birinin iyi huylu biçimde büyümesiyle ortaya çıkar. Büyüyen bez, kalsiyum dengesini yöneten hormonu gereğinden çok salgılamaya başlar. Genel cerrahi uygulamamda kan kalsiyumu yüksek bulunan hastaların büyük bölümünde bu tabloyla karşılaşırım. Hastalarım çoğu zaman yıllarca süren yorgunluk, kemik ağrısı ve unutkanlık yakınmasıyla karşıma gelir. Bu sayfada adenomun nasıl oluştuğunu, hangi bulgularla kendini belli ettiğini ve tanı sürecinin hangi adımlardan geçtiğini anlatıyorum.
Paratiroid Adenomu Nedir ve Nasıl Oluşur?
Paratiroid adenomu, tek bir paratiroid bezinin denetimsiz biçimde büyümesi sonucunda gelişen iyi huylu bir tümördür. Boyunda tiroid bezinin arka yüzüne yerleşmiş olan dört küçük bez, kalsiyum dengesini yöneten parathormon adlı hormonu salgılar. Bu bezlerden biri büyüdüğünde, hormon salgısı kandaki kalsiyum düzeyinden bağımsız biçimde sürer. Sağlıklı bir bez, kan kalsiyumu yükseldiğinde salgısını kendiliğinden azaltır. Adenom taşıyan bez ise bu geri bildirim düzenini yitirir ve salgısını aynı hızda sürdürür. Hücrelerdeki bölünme denetiminin bozulması, bezdeki büyümenin temelinde yer alır. Bu değişikliğin neden ortaya çıktığı hastaların çoğunda tam olarak açıklanamaz.
Boyun bölgesine çocukluk çağında ışın tedavisi uygulanmış kişilerde hastalığın sıklığı bir miktar yükselir. Ailesinde birden çok iç salgı bezini etkileyen kalıtsal tablolar bulunan kişilerde de olasılık artar. Bu kalıtsal tablolarda genellikle birden çok bez aynı anda büyür ve tabloya başka bezler eşlik eder. Tek bezin büyüdüğü yalın adenom ise günlük uygulamamda çok daha sık görülür. Bezin büyüklüğü hastadan hastaya belirgin biçimde değişir. Küçük bir adenom bile kandaki kalsiyum değerini belirgin biçimde yükseltebilir. Bu nedenle bezin boyutu ile yakınmaların şiddeti her zaman birbirine uymaz. Hastalığın sinsi ilerlemesi, tanının çoğu kişide yıllar sonra konulmasına yol açar. Rutin kan tahlilinin yaygınlaşması sayesinde tanı artık çok daha erken aşamada konulabilir. Bu erken dönemde hastaların büyük bölümü kendini tümüyle sağlıklı hisseder. Bezdeki büyümenin yavaş ilerlemesi, vücudun yüksek kalsiyuma zamanla uyum sağlamasına yol açar. Uyum geliştiği için hastalar yakınmalarını yaşlanmanın olağan bir sonucu sayar.
Adenom Hangi Paratiroid Bezinde Gelişir?
Adenom, hastaların çoğunda dört paratiroid bezinden yalnızca birinde gelişir. Bezler tiroid bezinin arka yüzünde, üst ve alt çiftler halinde yerleşmiş durumda bulunur. Her bir bezin büyüklüğü olağan koşullarda bir mercimek tanesi kadar kalır. Bu küçük boyut, bezlerin görüntülemede ayırt edilmesini zorlaştırır. Alt çiftteki bezler gelişim sırasında daha uzun bir yol izler ve yerleşimleri daha değişken olur. Bu nedenle alt bezler kimi hastada tiroid dokusunun içine ya da göğüs boşluğunun üst bölümüne yerleşir. Olağan dışı yerleşim taşıyan bezler tıp dilinde ektopik bez olarak adlandırılır. Ektopik yerleşim, tanı sürecinde görüntülemenin yönünü doğrudan değiştirir.
Bez sayısı da herkeste aynı olmaz ve bazı kişilerde fazladan bir bez bulunur. Fazladan bezlerin varlığı, kalsiyum yüksekliğinin kaynağını aramayı güçleştirir. Adenomun hangi bezde geliştiğini bilmek, izlenecek yolu baştan belirler. Birden çok bezin aynı anda büyüdüğü tablo ise hiperplazi olarak ayrılır. Hiperplazi ile adenom arasındaki ayrım, hem kan değerleriyle hem de görüntülemeyle değerlendirilir. Adenomlar çoğu zaman yumuşak kıvamlı, sınırları düzgün ve çevre dokudan kolayca ayrılabilen yapıda olur. Bu özellik, hastalığın iyi huylu doğasını yansıtır. Bezin yerini ameliyat öncesinde saptamak, izlenecek yolun kısalmasını sağlar. Yer saptanamadığında değerlendirme daha ayrıntılı bir görüntüleme basamağıyla sürdürülür. Daha önce boyun bölgesinden girişim geçirmiş kişilerde bezlerin yeri belirgin biçimde değişebilir. Bu kişilerde görüntüleme sonuçlarının çok daha dikkatli okunması gerekir.
Paratiroid Adenomu Hangi Belirtilerle Kendini Gösterir?
Paratiroid adenomu, çoğu hastada sessiz seyreder ve yalnızca kan tahlilinde fark edilir. Yakınması bulunan hastalarda ise bulgular kalsiyum yüksekliğinin doğrudan sonucu olarak ortaya çıkar. Sürekli yorgunluk ve nedeni açıklanamayan halsizlik en sık dile getirilen yakınmalar arasında yer alır. Unutkanlık, dikkat dağınıklığı ve düşüncede yavaşlama hastaların bir bölümünde belirginleşir. Duygudurumdaki çökkünlük ve isteksizlik kimi kişide yıllarca başka bir nedene bağlanır. Kas güçsüzlüğü özellikle merdiven çıkarken ve kollarını yukarı kaldırırken hissedilir. Sindirim sisteminde kabızlık, bulantı ve iştahsızlık sık karşılaşılan bulgular olarak sayılır.
Mide yakınmaları ve karın ağrısı kimi hastada ilk başvuru nedeni olur. Susama duygusunda artış ve gün içinde sık idrara çıkma tabloya eşlik eder. Kemiklerde ve eklemlerde yaygın ağrı hastaların önemli bir bölümünde bulunur. Bel ve kalça bölgesindeki ağrı kimi zaman başka bir hastalıkla karıştırılır. Uyku düzeninin bozulması ve gece boyu süren huzursuzluk da tabloya katılır. Bu yakınmaların hiçbiri tek başına hastalığa özgü sayılmaz. Bulguların birlikte bulunması ise kalsiyum ölçümünü gerekli kılar. Hastalarıma yakınmalarını ayrıntılı biçimde not etmelerini öneriyorum. Tedavi sonrasında bu yakınmaların büyük bölümü belirgin biçimde hafifler. Yakınmaların ne zaman başladığını öğrenmek, hastalığın kaç yıldır sürdüğü konusunda fikir verir. Aile bireylerinin gözlemleri de tabloyu tamamlayan değerli bir bilgi kaynağı olur.
Kemik ve Böbrek Üzerindeki Etkileri Nasıl Ortaya Çıkar?
Kemik ve böbrek, yüksek hormon salgısından en erken etkilenen iki organ olarak öne çıkar. Fazla salgılanan hormon, kemik dokusundaki kalsiyumu kana çekmek için yıkımı hızlandırır. Bu yıkım yıllar içinde kemik yoğunluğunun azalmasına yol açar. Özellikle ön kol, kalça ve omurga bölgesindeki kemikler bu etkiden daha çok zarar görür. Kemik yoğunluğu ölçümü, etkilenmenin derecesini ortaya koyar. İlerlemiş hastalarda küçük zorlanmalarla bile kırık gelişebilir. Kemikteki ağrının kaynağını açıklamak, tanı sürecinde önemli bir adım olur.
Böbrekler ise kandan süzülen fazla kalsiyumu idrarla atmak için sürekli yük altında çalışır. İdrardaki kalsiyum yoğunluğunun artması taş oluşumunu kolaylaştırır. Tekrarlayan böbrek taşı öyküsü, hastalığın ilk uyarıcı bulgusu olarak değerlendirilir. Kalsiyum tuzlarının böbrek dokusunda birikmesi süzme işlevini zamanla azaltır. Uzun süren yüksek kalsiyum, böbrek işlevlerinde kalıcı gerilemeye neden olabilir. Bu nedenle tanı anında hem kemik yoğunluğunu hem de böbrek durumunu birlikte değerlendiriyorum. Organ etkilenmesinin saptanması, tedavi kararını doğrudan yönlendirir. Kemikte ya da böbrekte etkilenme saptanan kişilerde izlenecek yolu hiperparatiroidi tedavisi sayfasında ayrıntılı anlattım. Etkilenme yokken bile izlem planının düzenli sürdürülmesi gerekir.
Paratiroid Adenomu Tanısında Hangi Tetkikler İstenir?
Paratiroid adenomu tanısı, kan tetkikleriyle başlayan ve görüntülemeyle tamamlanan iki aşamalı bir süreç olarak ilerler. İlk aşamada kalsiyum yüksekliğinin gerçekten hormon fazlalığına bağlı olup olmadığı araştırılır. Bu aşamada kalsiyum, hormon düzeyi, fosfor ve D vitamini birlikte ölçülür. Kalsiyum yüksekliğine hormon yüksekliğinin eşlik etmesi tabloyu netleştirir. Bu biyokimyasal görünüm, primer hiperparatiroidi tanısının temelini oluşturur. İdrarda yirmi dört saat boyunca atılan kalsiyum miktarı da değerlendirmeye katılır. İdrar incelemesi, kalıtsal ve iyi huylu bir tabloyu ayırt etmeye yardımcı olur.
Böbrek işlevlerini gösteren tetkikler aynı aşamada istenir. Kemik yoğunluğu ölçümü, hastalığın iskelet üzerindeki etkisini ortaya koyar. Böbrek ve idrar yollarının görüntülenmesi, sessiz taşların saptanmasını sağlar. İkinci aşamada ise büyümüş bezin boyundaki yeri araştırılır. Yer saptama işlemi tanıyı koymaz, yalnızca izlenecek yolu belirler. Bu ayrımı hastalarıma en baştan açıklamaya özen gösteriyorum. Tetkiklerin belirli bir sıra içinde istenmesi, gereksiz tekrarların önüne geçer. Sonuçların tümünü birlikte değerlendirmeden karar vermeyi doğru bulmuyorum. Tetkik sonuçlarının aynı laboratuvarda tekrarlanması, değerler arasındaki farkların doğru yorumlanmasını sağlar. Hastalarıma önceki yıllara ait tahlil kâğıtlarını da yanlarında getirmelerini söylüyorum.
Kan Tetkikleri Tanıyı Nasıl Kesinleştirir?
Kan tetkikleri, tanıyı kesinleştiren en önemli basamak olarak öne çıkar. Ölçümlerin temelini kan kalsiyum düzeyi ile hormon değerinin birlikte yorumlanması oluşturur. Kalsiyum yüksekken hormon değerinin de yüksek ya da sınırda bulunması tabloyu açıklar. Sağlıklı bir kişide kalsiyum yükseldiğinde hormon salgısı hızla baskılanır. Baskılanmanın gerçekleşmemesi, bezlerden birinin bağımsız çalıştığını gösterir. Kandaki fosfor değerinin düşük seyretmesi de aynı yönde bir ipucu verir. Kan değerlerinin tek ölçümle değil, tekrarlanan ölçümlerle doğrulanması gerekir.
D vitamini eksikliği hormon değerini yükselttiği için ölçüm sonucunu gölgeleyebilir. Bu nedenle eksiklik saptandığında önce vitamin düzeyi düzeltilir. Düzeltmeden sonra yapılan ölçüm gerçek tabloyu çok daha doğru yansıtır. Albümin adı verilen kan proteininin düzeyi de kalsiyum sonucunu etkiler. Protein düşükken ölçülen kalsiyum değeri olduğundan düşük görünür. Bu durumda düzeltilmiş kalsiyum hesabı kullanılır ya da serbest kalsiyum ölçülür. Kan alma sırasında uzun süre turnike uygulanması sonucu az da olsa değiştirir. Ölçüm koşullarının standart olması, yanlış yorumun önüne geçer. Hastalarıma tahlil öncesinde kullandıkları takviyeleri mutlaka bildirmelerini söylüyorum. İdrarla atılan kalsiyum miktarının düşük bulunması, kalıtsal ve iyi huylu bir tabloyu akla getirir. Bu ayrımın atlanması, gereksiz bir girişim kararına kadar gidebilir.
Görüntüleme Yöntemleri Bezin Yerini Nasıl Belirler?
Görüntüleme yöntemleri, büyümüş bezin boyundaki yerini ameliyat öncesinde ortaya koymak için kullanılır. İlk basamakta boyun ultrasonografisi tercih edilir ve bu inceleme ışın içermez. Ultrasonografi, tiroid bezini ve çevresindeki yapıları aynı anda değerlendirme olanağı verir. Deneyimli ellerde yapılan inceleme, bezin yerini çoğu hastada doğru biçimde gösterir. Tiroid dokusunun içinde ya da göğüs boşluğunda yerleşmiş bezler ise bu yöntemle görülmeyebilir. İkinci basamakta işlev temelli nükleer inceleme devreye girer. Bu incelemenin ayrıntılarını paratiroid sintigrafisi sayfasında anlattım.
Nükleer inceleme, fazla çalışan bezin damarlanmasından yararlanarak bezi işaretler. İki yöntemin sonucu birbirini desteklediğinde yer bilgisi çok daha güvenilir olur. Sonuçlar birbirini tutmadığında kesitsel görüntüleme basamağına geçilir. Kesitsel yöntemler, boynun derin bölümlerini ve göğüs girişini ayrıntılı biçimde gösterir. Hiçbir yöntemde bez görünmediğinde değerlendirme yeniden gözden geçirilir. Görüntülemede bez görünmemesi, hastalığın bulunmadığı anlamına gelmez. Tanı biyokimyasal verilerle konulduğu için görüntüleme yalnızca yol gösterir. Bu ayrımı hastalarıma ayrıntılı biçimde açıklıyorum. Görüntüleme sonuçlarının tümünü tek bir dosyada toplamayı öneriyorum. Aynı incelemenin farklı merkezlerde yinelenmesi, hastaya ek yük getirmekten başka bir yarar sağlamaz. Görüntülerin ham kayıtlarının saklanması, sonraki değerlendirmelerde büyük kolaylık sağlar.
Tedavi Kararı Hangi Ölçütlere Göre Verilir?
Tedavi kararı, hastanın yaşına, kan değerlerine ve organ etkilenmesine göre verilir. Yakınması bulunan ve kalsiyum yüksekliği belirgin olan hastalarda sorunun kaynağı cerrahi yolla ortadan kaldırılır. Kemik yoğunluğunda azalma saptanan kişilerde de aynı yol öne çıkar. Böbrek taşı öyküsü bulunan ya da böbrek işlevleri gerilemiş hastalarda beklemek doğru olmaz. Genç yaşta tanı konulan kişilerde hastalığın uzun yıllar süreceği göz önünde bulundurulur. Bu ölçütlerden biri bile bulunduğunda hastamla cerrahi seçeneği ayrıntılı biçimde konuşurum. Uygulanan girişimin kapsamını ve hazırlık adımlarını paratiroidektomi ameliyatı sayfasında ayrıntılı anlattım.
Karar verirken hastanın başka hastalıklarını ve kullandığı ilaçları da göz önünde tutuyorum. Kalsiyum düzeyini yükselten ilaçların varlığı tabloyu değiştirebilir. Bu ilaçların bırakılmasından sonra ölçüm yinelenir ve karar ona göre güncellenir. Kalıtsal ve iyi huylu kalsiyum yüksekliği ayrı bir grup olarak değerlendirilir. Bu grupta cerrahi yol beklenen yararı sağlamaz. Ayrımın doğru yapılması, gereksiz bir girişimin önüne geçer. Tedavi kararını her hastada tek tek veriyorum. Kararın gerekçelerini hastamla birlikte yazılı olarak gözden geçiriyorum. Hastanın günlük yaşamındaki beklentileri ve iş düzeni de kararın bir parçası olarak değerlendirilir. Verilen kararın gerekçelerini anlamak, hastanın sürece uyumunu belirgin biçimde artırır.
İzlem Seçeneği Kimlerde Uygundur?
İzlem seçeneği, yakınması bulunmayan ve kan değerleri sınıra yakın seyreden hastalarda gündeme gelir. Bu grupta kemik yoğunluğu korunmuş ve böbrek işlevleri olağan sınırlarda bulunur. İzlem kararı verildiğinde belirli aralıklarla kan kalsiyumu ve hormon değeri ölçülür. Böbrek işlevleri de aynı aralıklarla gözden geçirilir. Kemik yoğunluğu ölçümü daha uzun aralıklarla yinelenir. Değerlerde yükselme görüldüğünde karar yeniden değerlendirilir. Yeni bir yakınmanın ortaya çıkması da planın gözden geçirilmesini gerektirir.
İzlem sürecinde hastalarıma günlük sıvı alımını artırmalarını öneriyorum. Bol su içmek, idrardaki kalsiyum yoğunluğunun azalmasına yardımcı olur. Uzun süre hareketsiz kalmak kemikten kalsiyum salınımını hızlandırır. Bu nedenle düzenli yürüyüşü izlem planının bir parçası olarak görüyorum. Kalsiyum içeren besinlerin bütünüyle kesilmesi ise yarardan çok zarar verir. Aşırı kısıtlama, hormon salgısının daha da artmasına yol açar. Dengeli beslenme düzeninin korunması izlem sürecinde önem taşır. İzlemin sürdürülemediği durumlarda cerrahi seçenek yeniden öne çıkar. Bu aşamada tek bezin çıkarıldığı minimal invaziv paratiroid cerrahisi yöntemini hastamla ayrıntılı biçimde konuşurum.
Paratiroid Adenomu Tedavi Edilmezse Ne Olur?
Paratiroid adenomu tedavi edilmediğinde, yüksek kalsiyum yükü yıllar içinde birçok organı etkiler. Kemik dokusundaki yıkım sürdüğü için yoğunluk giderek azalır. Yoğunluğu azalan kemiklerde kırık riski belirgin biçimde yükselir. Omurga bölgesindeki çökme kırıkları boy kısalmasına ve sırt ağrısına yol açar. Böbreklerde tekrarlayan taş oluşumu hastanın yaşam düzenini bozar. Taşların yinelemesi zamanla idrar yollarında kalıcı hasar bırakabilir. Böbrek dokusundaki kalsiyum birikimi süzme işlevini kalıcı biçimde azaltır.
Sindirim sisteminde uzun süren kabızlık ve mide yakınmaları yerleşik hale gelir. Pankreas iltihabı seyrek de olsa tabloya eklenebilir. Sinir sistemindeki etkilenme unutkanlık ve çökkünlük biçiminde kendini gösterir. Kalp ritmindeki düzensizlikler ileri kalsiyum yüksekliğinde ortaya çıkabilir. Çok yüksek değerlerde bilinç bulanıklığı gelişebilir ve acil değerlendirme gerekir. Bu ileri tablo günümüzde erken tanı sayesinde seyrek görülür. Yakınması olmayan hastalarda bile hastalığın sessizce ilerlediğini hatırlatıyorum. Bu nedenle izlem planına uyulmasını özellikle vurguluyorum. Erken dönemde verilen karar, uzun vadeli sorunların önüne geçer. İhmal edilen hastalık, zamanla birden çok organı aynı anda etkileyen bir tabloya dönüşür. Bu nedenle yakınması olmayan hastalarımı bile belirli aralıklarla kontrole çağırıyorum.
Hastaların Sık Dile Getirdiği Yanlış Bilgiler
Hastaların dile getirdiği yanlış bilgiler, tanının gecikmesine ve gereksiz kaygıya yol açar. En sık duyduğum yanılgı, hastalığın kanser olduğu düşüncesidir. Adenom iyi huylu bir tümördür ve kötü huylu hastalıktan tümüyle ayrılır. İkinci sık yanılgı, boyunda şişlik olmadığı için hastalığın bulunmadığı inancıdır. Adenomlar küçük kaldığı için boyunda elle hissedilen bir kitle çoğu zaman oluşmaz. Üçüncü yanılgı, kalsiyum yüksekliğinin beslenmeyle açıklanabileceği düşüncesidir. Besinlerle alınan kalsiyum, sağlıklı bir kişide kan değerini kalıcı biçimde yükseltmez.
Bir başka yaygın inanç, tiroid hastalığı ile paratiroid hastalığının aynı tablo olduğudur. İki bez komşu bulunur, ancak görevleri ve hastalıkları birbirinden tümüyle ayrılır. Kimi hasta, hormon değerini düşürmek için kalsiyumu tümüyle kesmeyi dener. Bu yaklaşım hormon salgısını daha da artırır ve kemik yıkımını hızlandırır. Bitkisel ürünlerle bezin küçültülebileceği inancı da sık karşıma gelir. Büyümüş bezin ilaçla ya da bitkisel ürünle eski haline dönmesi beklenmez. Son olarak, yakınması olmayan hastaların izleme gerek duymadığı düşünülür. Sessiz seyreden hastalıkta bile organ etkilenmesi sürdüğü için izlem gerekir. Bu yanılgıları muayenede tek tek ele almayı görevimin bir parçası sayıyorum. Doğru bilgiye ulaşan hastanın kaygısı azalır ve izlem planına uyumu belirgin biçimde artar. Süreci anlamak, hastanın kendi kararına ortak olmasını da kolaylaştırır.
Yayımlanma: · Son güncelleme:
Sık sorulan sorular