Folliküler Tiroid Kanseri
Folliküler tiroid kanseri nedir, nasıl ayırt edilir ve tedavisi nasıl planlanır? Tanıdan takibe tüm süreci hastalarım için anlattım.
Folliküler tiroid kanseri, tiroid bezinin hormon üreten folikül hücrelerinden gelişen bir kanser türüdür. Bu tür, hücre yapısını büyük ölçüde koruyan ve iyi diferansiye adı verilen kanserler arasında yer alır. Günlük uygulamamda karşılaştığım tiroid kanserleri içinde ikinci sıradaki grubu oluşturur. Hastalarım tanıyı duyduktan sonra çoğunlukla hastalığın ne kadar ilerlediğini merak eder. Bu sayfada hastalığın nasıl geliştiğini, hangi bulgularla ortaya çıktığını ve tedavi kararının nasıl verildiğini anlatıyorum.
Folliküler Tiroid Kanseri Hangi Hücrelerden Kaynaklanır?
Folliküler tiroid kanseri, tiroid dokusundaki küçük keseciklerin duvarını döşeyen folikül hücrelerinden kaynaklanır. Tiroid bezi, boynun ön bölümünde nefes borusunun iki yanına yerleşmiş kelebek biçiminde bir organdır. Bu organın içinde kolloid adı verilen madde ile dolu sayısız kesecik bulunur. Keseciklerin duvarındaki hücreler iyotu toplar ve vücudun çalışma hızını düzenleyen hormonu üretir. Hücrelerin bölünmesini denetleyen genlerde hasar oluştuğunda bu düzen bozulur. Denetimini yitiren hücreler önce kendi kesecik topluluğunun içinde çoğalır. Çoğalan hücre kümesi uzun süre ince bir zarla çevrili kalabilir. Bu aşamada kitle ultrasonda iyi huylu bir nodülden kolayca ayrılmaz. Hücreler çevredeki zarı aşıp damar duvarına girdiğinde hastalık kanser olarak adlandırılır. Bu nedenle tanı, hücrenin görünümünden çok davranışına bakılarak konur.
Folikül hücrelerinin iyot tutma özelliğini kanserleşmeden sonra da bir ölçüde koruduğunu görüyorum. Bu özellik, tedavi sırasında elimizi güçlendiren bir ayrıntı olarak karşımıza çıkar. Tümörün büyüklüğü her zaman hastalığın ağırlığını yansıtmaz. Küçük bir odak damar duvarını aşabilirken, iri bir kitle zarın içinde kalabilir. Hastalarıma bu ayrımı anlatırken kapsül sözcüğünü kullanıyorum. Kapsül, tümörü çevreleyen ince bir sınır tabakası olarak düşünülebilir. Bu sınırın bütünlüğü patoloji incelemesinde tek tek değerlendirilir. İnceleme sırasında hem sınır hem de çevredeki damarlar dikkatle taranır. Tümörün hangi hücre grubundan başladığını bilmek, sonraki adımları da yönlendirir.
Papiller Tiroid Kanserinden Farkı Nereden Anlaşılır?
Papiller tiroid kanserinden farkı, hücrelerin mikroskop altındaki görünümünden ve yayılma yolundan anlaşılır. Papiller tipte hücre çekirdekleri kendine özgü bir görünüm taşır. Bu görünüm deneyimli bir patoloğun gözünden kolayca kaçmaz. Folliküler tipte ise hücreler normal tiroid dokusuna şaşırtıcı ölçüde benzer. Benzerlik nedeniyle tanı yalnız hücre görünümüne bakılarak konulamaz. Patolog, tümörün kendi sınırını ya da bir damarı aşıp aşmadığını arar. Bu değerlendirme ancak çıkarılan dokunun tamamı incelendiğinde yapılabilir. İki tür arasındaki ikinci fark yayılma yolunda ortaya çıkar. Papiller tipte hastalık öncelikle boyundaki lenf bezlerine ilerler. Folliküler tipte ise hücreler daha çok kan damarları yoluyla uzaklara taşınır.
Bu nedenle ikinci grupta akciğer ve kemik gibi uzak bölgeler daha yakından izlenir. İki hastalığın tedavi basamakları büyük ölçüde örtüşür. Ayrıntılar için papiller tiroid kanserini anlattığım sayfaya bakılabilir. Yaş, tümörün büyüklüğü ve yayılım durumu her iki grupta da izlemi biçimlendirir. Hastalarıma iki tür arasındaki farkı korkutmadan aktarmaya çalışıyorum. Çünkü her iki grup da hücre yapısını koruyan kanserler arasında sayılır. Hücre yapısını koruyan tümörler tedaviye genellikle uyumlu davranır. Bu uyum, tedavi planını kurarken bana esneklik tanır.
Damar ve Kapsül İstilası Neden Bu Kadar Önemlidir?
Damar ve kapsül istilası, folliküler tümörlerde iyi huylu ile kötü huylu ayrımını yapan tek ölçüt olduğu için önemlidir. İstila sözcüğüyle, tümör hücrelerinin kendi sınırını aşıp komşu yapılara geçmesini anlatıyorum. Kapsül istilası, tümörü saran zarın hücreler tarafından baştan sona delinmesi anlamına gelir. Zarın yalnız itilerek incelmesi bu tanım içine girmez. Damar istilası ise hücrelerin tümör sınırındaki damarların içinde görülmesiyle tanımlanır. Damar içinde yüzen hücreler kan yoluyla uzak organlara ulaşabilir. Bu nedenle damardaki istila, izlem planını doğrudan etkiler. İstilanın yaygınlığı da ayrı ayrı not edilir. Yalnız birkaç damarda hücre görülen tümörler daha sakin seyreder. Çok sayıda damarda hücre saptanan tümörler ise daha yakından izlenir.
Bu ayrımı hastalarıma patoloji raporunu birlikte okuyarak açıklıyorum. Rapordaki ifadeler ilk bakışta ürkütücü gelebilir. Oysa her istila bulgusu aynı ağırlığı taşımaz. Sınırlı istila taşıyan tümörlerde izlem daha yumuşak biçimde kurgulanır. Yaygın istila saptandığında ise ek tedavi seçenekleri gündeme gelir. Bu değerlendirme ameliyattan önce iğne ile yapılamaz. Çünkü iğne yalnız hücreleri alır, dokunun sınırını göstermez. Sınırın bütünlüğü ancak dokunun tamamı incelendiğinde anlaşılır. Bu gerçeği hastalarıma baştan söylemeyi doğru buluyorum.
Folliküler Kanser Kimlerde Daha Sık Görülür?
Folliküler kanser, iyot alımının düşük olduğu bölgelerde yaşayan kişilerde daha sık görülür. Ülkemizin iç kesimleri uzun yıllar iyottan yoksul topraklara sahip olmuştur. Tuza iyot eklenmesiyle bu tablo belirgin biçimde değişmiştir. Yine de geçmişte guatr geçiren kişilerde bu tür daha çok karşıma çıkar. Hastalık kadınlarda erkeklere göre daha sık ortaya çıkar. Tanı yaşı papiller tipe göre biraz daha ileridir. Kırk yaşından sonra saptanan nodüllerde dikkatim artar. Çocukluk döneminde baş ve boyun bölgesine ışın alan kişilerde risk yükselir. Ailesinde tiroid kanseri bulunan kişilerde de değerlendirme daha ayrıntılı yapılır. Uzun süre büyümeden duran bir nodül bile yeniden büyümeye başlayabilir.
Bu nedenle nodül takibini aksatmamayı öneriyorum. Boyun bölgesine yönelik geçmiş tedaviler kayıt altına alınmalıdır. Beslenme alışkanlıkları da iyot dengesini etkileyebilir. Deniz ürünlerinden uzak beslenen kişilerde iyot girdisi azalabilir. İyot fazlalığının da tiroid dokusunu zorladığını görüyorum. Bu yüzden iyot içeren takviyeleri hekime danışmadan kullanmamayı söylüyorum. Sigara ve benzeri alışkanlıkların bu tür üzerindeki etkisi net biçimde gösterilememiştir. Risk taşımak hastalığın ortaya çıkacağı anlamına gelmez. Risk taşımamak da nodülü savsaklamayı haklı kılmaz.
Hastalık Hangi Belirtilerle Kendini Gösterir?
Hastalık uzun süre sessiz seyreder ve ilk belirtisini boyunda ele gelen bir şişlikle gösterir. Bu şişlik genellikle ağrısız kalır ve kişi onu ayna karşısında fark eder. Nodül büyüdükçe yutkunma sırasında boyunda hareket eden bir kabarıklık dikkat çeker. Bazı hastalarım şişliği yakınlarının uyarısıyla fark etmiştir. Ses tonundaki incelme ya da kabalaşma ikinci sırada gelen bir uyarıdır. Ses değişikliği her zaman kanser anlamına gelmez. Yutma sırasında takılma duygusu da zaman zaman bildirilir. Nefes alırken boyunda baskı hissi duyan hastalarım olur. Bu yakınmalar kitlenin komşu yapılara dayanmasıyla ortaya çıkar. Hastalık hormon düzenini çoğunlukla bozmaz.
Bu nedenle kilo, uyku ve çarpıntı gibi yakınmalar beklenmez. Kan tetkiklerinin normal çıkması kanser olasılığını ortadan kaldırmaz. Seyrek de olsa ilk bulgu kemikteki bir ağrı biçiminde belirir. Uzak bölgeye yerleşen hücreler o bölgede şişlik ya da ağrı yaratır. Böyle durumlarda tanı ters yoldan konulur. Yine de hastaların büyük bölümünde ilk bulgu boyundaki nodüldür. Boyunda yeni fark edilen her kitlenin değerlendirilmesi gerekir. Belirtileri beklemeden ultrason yaptırmayı öneriyorum. Erken saptanan tümörlerde tedavi planı daha yalın kurulur.
Boyunda Büyüyen Şişlik Ne Zaman Kuşku Uyandırır?
Boyunda büyüyen şişlik, kısa sürede belirginleşiyorsa ve sertleşiyorsa kuşku uyandırır. Büyüme hızı, muayenede en çok sorguladığım başlıkların başında gelir. Aylar içinde hızla büyüyen bir kitle daha yakından incelenir. Parmak altında taş gibi sert duyulan bir nodül de dikkatimi çeker. Hareketsiz duran, deriye ya da alttaki dokuya yapışmış kitleler uyarıcı sayılır. Şişlikle birlikte ses kısıklığı ortaya çıkmışsa değerlendirme hızlandırılır. Boynun yan bölümünde ele gelen ayrı bir yumru da önemsenmelidir. Bu yumru lenf bezinin büyümesine bağlı olabilir. Yutma güçlüğü ya da nefes darlığı eşlik ediyorsa süre daha da kısaltılır. Çocukluk çağında ışın öyküsü bulunan kişilerde eşik aşağıya çekilir.
Ailesinde tiroid kanseri olan kişilerde de kuşku daha erken doğar. Erkek hastalarda saptanan tek nodüle ayrıca dikkat ediyorum. Boyundaki her şişliğin tiroidden kaynaklanmadığını hastalarıma anlatıyorum. Lenf bezi iltihapları, kist ve tükürük bezi sorunları benzer görüntü verebilir. Bu ayrımı muayene ve ultrason birlikte yapar. Ultrasonda sınırları düzensiz, uzunluğu genişliğinden fazla nodüller kuşku doğurur. İçinde ince kireçlenme odakları görülen nodüller de ayrı değerlendirilir. Bu bulguların hiçbiri tek başına tanı koydurmaz. Ancak bir araya geldiklerinde biyopsi kararını kolaylaştırır.
Tanı Süreci Hangi Basamaklardan Oluşur?
Tanı süreci muayene ile başlar, görüntüleme, kan tetkiki ve biyopsi basamaklarıyla sürer. Muayenede boynu elle değerlendirir, nodülün sertliğini ve hareketini not ederim. Lenf bezlerini de aynı sırada tek tek yoklarım. Ardından tiroid ultrasonu istenir. Ultrason nodülün boyutunu, yapısını ve sınırlarını ayrıntılı gösterir. Bu tetkik ışın içermediği için gerektiğinde kolayca yinelenir. Kan tetkikleriyle bezin çalışma düzeyi ölçülür. Hormon düzeyi normal çıksa bile kanser olasılığı dışlanmaz. Sintigrafi yalnız hormonu yüksek bulunan kişilerde gündeme gelir. Soğuk adı verilen, iyot tutmayan nodüller daha dikkatli izlenir.
Kuşkulu nodüllerden ince iğneyle örnek alınır. İğne biyopsisi ultrason eşliğinde yapılır. İşlem sırasında hastalarım genellikle hafif bir basınç duyar. Alınan örnek patoloji bölümünde incelenir. Sonuç raporu belirli bir sınıflandırma diliyle yazılır. Bu dili hastalarıma sade sözcüklerle çeviriyorum. Gerektiğinde boyun bölgesinin ayrıntılı görüntülemesi eklenir. Uzak bölgelere yönelik inceleme ise kuşku varsa istenir. Tüm basamaklar tamamlandığında tedavi kararı verilir.
İğne Biyopsisi Neden Tek Başına Yetmez?
İğne biyopsisi folliküler tümörlerde hücreleri gösterir, ancak dokunun sınırını göstermediği için tek başına yetmez. Biyopside alınan örnek yalnız birkaç hücre kümesinden oluşur. Patolog bu hücrelere bakarak folikül yapısını tanır. Ancak hücrelerin zarı ya da damarı aşıp aşmadığını göremez. İyi huylu folliküler adenom ile kanser hücre düzeyinde birbirine çok benzer. Bu nedenle rapor çoğu zaman kuşkulu sınıfında kalır. Kuşkulu sonuç, kanser tanısı konulduğu anlamına gelmez. Yalnız kesin ayrımın yapılamadığını bildirir. Ayrımı yapabilmek için nodülün tamamının çıkarılması gerekir. Çıkarılan dokunun sınırı bütün olarak incelenir.
Bu inceleme sonucunda tanı kesinleşir. Hastalarıma bu basamağı önceden anlatmayı önemsiyorum. Çünkü karar sürecinin nedenini bilmek kaygıyı azaltır. Bazı durumlarda genetik incelemeler karara katkı sunar. Bu incelemeler her hastada gerekli olmayabilir. Nodülün boyutu ve ultrason bulguları karara birlikte yansır. Küçük ve sakin görünen nodüllerde izlem seçeneği de tartışılır. Kuşkulu bulguların birikmesi durumunda ise doku çıkarılır. Kararı hastamla birlikte, aceleye getirmeden veriyorum.
Tedavi Planı Nasıl Belirlenir?
Tedavi planı, tümörün büyüklüğüne, istila bulgularına ve kişinin genel durumuna göre belirlenir. Planın merkezinde hastalıklı dokunun çıkarılması yer alır. Çıkarılacak doku miktarı her hastada aynı olmaz. Küçük ve sınırlı tümörlerde bezin yalnız bir yarısı yeterli olabilir. Yaygın istila saptandığında ise bezin tamamı gündeme gelir. Bu seçenekleri tiroidektomi ve lobektomi sayfasında ayrıntılı açıkladım. Boyundaki lenf bezlerinde kuşku varsa plan genişletilir. Folliküler tipte lenf tutulumu görece seyrek görülür. Çıkarılan dokunun tamamı daha sonra yeniden incelenir. Bu inceleme tedavi planının son biçimini belirler.
Gerektiğinde ek tedaviler bu aşamada devreye girer. Hormon desteği tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır. Bezin tamamı çıkarıldığında hormon dışarıdan verilir. Bu destek yaşam boyu düzenli biçimde sürdürülür. Hormon dozu kan tetkikleriyle zaman içinde ayarlanır. Tedavi kararlarını hastamın yaşam düzenini gözeterek veriyorum. Genç hastalarda uzun dönemli etkiler daha çok tartılır. İleri yaştaki hastalarda ise eşlik eden hastalıklar öne çıkar. Plan, tüm bu başlıklar bir araya getirildikten sonra netleşir.
Radyoaktif İyot Tedavisi Hangi Durumlarda Düşünülür?
Radyoaktif iyot tedavisi, geride kalan tiroid dokusunu ya da uzak bölgeye yerleşmiş hücreleri hedeflemek gerektiğinde düşünülür. Folikül hücrelerinin iyot tutma özelliği bu tedaviyi olanaklı kılar. Ağızdan alınan iyot, tiroid kökenli hücreler tarafından içeri çekilir. Diğer dokular bu maddeyi aynı ölçüde toplamaz. Böylece etki büyük ölçüde hedef hücrelerle sınırlı kalır. Tedavinin ayrıntılarını radyoaktif iyot tedavisi sayfasında anlattım. Her hastada bu basamağa gerek duyulmaz. Küçük, sınırlı ve tek odaklı tümörlerde izlem yeterli olabilir. Damardaki istila yaygın bulunduğunda tedavi gündeme gelir. Uzak bölgede tutulum saptandığında ise kararlı biçimde uygulanır.
Tedaviden önce belirli bir hazırlık dönemi gerekir. Bu dönemde iyottan yoksul beslenme önerilir. Hormon düzenlemesi de hazırlığın parçası olarak yapılır. Hazırlık yönergesini hastalarıma yazılı biçimde veriyorum. Tedavi sonrasında tüm vücut taraması yapılabilir. Tarama, iyot tutan odakların yerini gösterir. Bu bilgi sonraki izlem aralıklarını belirler. Gebelik ve emzirme dönemlerinde tedavi ertelenir. Kararı iç salgı bezleri ve nükleer tıp uzmanlarıyla birlikte veriyorum.
Hastalığın Seyri Hangi Etkenlere Bağlıdır?
Hastalığın seyri, tanı anındaki yayılım durumuna, istilanın genişliğine ve kişinin yaşına bağlıdır. Sınırlı istila taşıyan küçük tümörler sakin bir gidiş gösterir. Yaygın damar istilası bulunan tümörler daha yakından izlenir. Tanı yaşının ilerlemesi izlemi sıkılaştıran bir etken olarak kabul edilir. Tümörün çevre dokulara uzanması da gidişi etkiler. Uzak bölgeye yerleşen odaklar tedavi planını genişletir. Buna karşın uzak tutulum saptanan hastalarda bile uzun süreli izlem olanaklıdır. Çünkü hücrelerin iyot tutma özelliği tedaviye yol açar. Hastalarıma gidişin tek bir ölçüye indirgenemeyeceğini söylüyorum. Her tümör kendi biyolojisini taşır.
Aynı boyuttaki iki tümör birbirinden farklı davranabilir. Bu nedenle genel yorumlardan çok kişiye özel değerlendirmeye güveniyorum. Düzenli izlem, gidişi olumlu yönde etkileyen güçlü bir araç olarak kalır. Tedaviden sonra hormon düzeyinin dengede tutulması da önem taşır. Kan tetkiklerindeki değişimler erken uyarı sağlar. Görüntüleme aralıkları risk durumuna göre ayarlanır. Yaşam düzenine ilişkin öneriler de seyri destekler. Sigaranın bırakılmasını her hastama öneriyorum. Beslenme ve hareket düzeninin iyileşme sürecini kolaylaştırdığını görüyorum.
Uzun Dönem Takipte Nelere Dikkat Edilir?
Uzun dönem takipte hormon düzeyine, kan belirtecine ve boyun ultrasonuna düzenli biçimde bakılır. Takip aralıklarını hastalığın ilk değerlendirmesine göre belirliyorum. İlk yıllarda kontroller daha sık planlanır. Sonraki yıllarda aralıklar kademeli olarak açılır. Boyun ultrasonu takibin değişmeyen basamağı olarak kalır. Ultrasonla ameliyat yatağı ve lenf bezleri birlikte taranır. Kanda bakılan belirtecin yükselmesi yeniden değerlendirme gerektirir. Bu belirteç tiroid dokusu tarafından üretilen bir protein olarak ölçülür. Ölçüm sırasında birlikte bakılan antikorlar sonucu etkileyebilir. Bu ayrıntıyı rapor okurken hastalarıma açıklıyorum.
Hormon dozunun düzenli ayarlanması takibin ikinci ayağını oluşturur. Doz değişikliklerinden sonra kan tetkiki yinelenir. Hastalarımdan ilaçlarını her gün aynı saatte almalarını istiyorum. Aç karnına alınan hormonun daha düzenli emildiğini görüyorum. Kalsiyum ve demir içeren takviyeler arayı açarak kullanılmalıdır. Ses değişikliği ya da yeni bir şişlik fark edildiğinde beklenmemelidir. Böyle durumlarda kontrol tarihinden önce başvurulmalıdır. Takibin ömür boyu sürdüğünü baştan söylemeyi doğru buluyorum. Düzenli izlenen hastalarımda sürecin çok daha rahat ilerlediğini gözlüyorum.
Yayımlanma: · Son güncelleme:
Sık sorulan sorular