Meme Kanserinde Yanlış Bilinenler
Meme kanserinde yanlış bilinenleri tek tek ele aldım; sütyen, deodorant, biyopsi ve mamografi söylentilerini yanıtladım.
Meme kanserinde yanlış bilinenler, hastaların başvurusunu geciktiren en önemli engellerden biri olarak karşıma çıkar. Muayeneye gelen kadınların çoğu, yakınlarından ya da sosyal ağlardan duyduğu bilgilerle gelir. Bu bilgilerin bir bölümü doğru, önemli bir bölümü ise gerçeği yansıtmaz. Yanlış bilgi kimi hastada gereksiz korku, kimi hastada ise tehlikeli bir rahatlık oluşturur. Bu sayfada muayenede en sık duyduğum yanılgıları tek tek ele alıyorum.
Memedeki Her Kitle Kanser midir?
Memedeki her kitle kanser değildir, çünkü kitlelerin büyük bölümü iyi huylu hastalıklara bağlanır. Muayeneye başvuran kadınların çoğunda saptanan kitle, kist ya da iyi huylu katı tümör olarak sonuçlanır. Süt bezlerindeki kistler özellikle otuzlu ve kırklı yaşlarda sık görülür. İyi huylu katı tümörler genç kadınlarda daha çok saptanır. İltihabi hastalıklar da elle gelen sertlik oluşturabilir. Yağ dokusundaki değişiklikler benzer bir bulgu verebilir. Bu nedenle ele gelen bir kitle tek başına tanı koydurmaz. Kitlenin sertliği, sınırlarının düzeni ve hareketliliği muayenede ilk ipucunu verir. Kesin ayrım görüntüleme ve gerektiğinde alınan doku örneğiyle yapılır. Hastalığın ne olduğunu ve nasıl başladığını meme kanseri nedir sayfasında ayrıntılı anlattım.
Kitlenin iyi huylu çıkma olasılığının yüksek olması, incelemenin atlanmasını haklı çıkarmaz. Bu düşünce nedeniyle başvurusunu erteleyen çok sayıda hastayla karşılaşırım. Ele gelen bir kitlenin üç haftadan uzun sürmesi inceleme gerektirir. Adet döneminin bitimini izleyen günlerde yapılan ikinci muayene ayrımı kolaylaştırır. Hormon etkisiyle ortaya çıkan şişlikler bu dönemde geriler. Gerilemeyen kitleler gecikmeden değerlendirilir. Tersine, her kitleyi kanser sanmak da gereksiz kaygı yaratır. Bu iki uçtan da uzak durulmasını öneriyorum. Doğru yol, bulguyu ne büyütmekten ne de küçümsemekten geçer. Muayeneye gelen hastaya olasılıkları açıkça aktarmayı ilke edindim. Belirsizliğin uzun sürmesi kaygıyı büyüttüğünden inceleme basamaklarını hızlandırıyorum.
Ağrısız Kitle Neden Daha Çok Önemsenir?
Ağrısız bir kitle, ağrılı olana göre daha çok önemsenir. Kanserin ağrıya yol açacağı düşüncesi hastalar arasında çok yaygındır. Oysa meme kanserine bağlı kitleler çoğu zaman ağrı vermez. Ağrı, genellikle iyi huylu ve hormona bağlı değişikliklerde ortaya çıkar. Adet öncesinde artan ve sonrasında gerileyen ağrı bu gruba girer. Bu nedenle ağrının bulunmaması rahatlatıcı bir bulgu sayılmaz. Tersine, ağrısız ve sert bir kitle daha dikkatle incelenir. Ağrının bulunması da kanser olasılığını tümüyle ortadan kaldırmaz. İleri tablolarda ve iltihabi tutulumda ağrı belirgin biçimde görülür. Bu iki yanılgı, birbirinin tersi yönde tanıyı geciktirir.
Ağrı beklentisi nedeniyle aylarca bekleyen hastalarla sık karşılaşırım. Erken başvuru, tedavi seçeneklerinin genişlemesini sağlar. Bulgunun ağrılı olup olmadığına bakılmaksızın değerlendirilmesi gerekir. Muayenede kitlenin kıvamı ve sınırları ayrıntılı biçimde incelenir. Görüntüleme bulgusu bu değerlendirmeye eklenir. Şüphe sürdüğünde doku örneği alınır. Ağrı yakınmasıyla gelen hastalarda da aynı basamaklar izlenir. Ağrının nedeni araştırılmadan ağrı kesiciyle geçiştirilmesini doğru bulmuyorum. Yakınmanın kaynağını her hastada ayrı ayrı araştırıyorum. Ağrının döngüsel olup olmadığını öğrenmek ayrımda bana yol gösterir. Bu nedenle yakınmanın adet dönemiyle ilişkisini ayrıntılı biçimde sorguluyorum.
Ailede Hasta Yoksa Risk Yok mudur?
Ailede hasta bulunmaması, kişinin risk taşımadığı anlamına gelmez. Meme kanseri tanısı konulan kadınların büyük bölümünde belirgin bir aile öyküsü bulunmaz. Hastalığın büyük çoğunluğu kalıtsal gen değişikliğine bağlı gelişmez. Yaş, hormon etkisinin süresi ve yaşam biçimi çok daha geniş bir grubu ilgilendirir. Bu nedenle tarama önerileri yalnızca aile öyküsü bulunanlarla sınırlanamaz. Aile öyküsü elbette riski yükselten güçlü bir başlık olarak kabul edilir. Birinci derece yakınlarda görülen hastalık bu açıdan ayrıca değerlendirilir. Erken yaşta konulan tanılar ve yumurtalık kanseri öyküsü olasılığı güçlendirir. Baba tarafındaki öykünün de en az anne tarafı kadar önemli olduğunu belirtmem gerekir. Risk başlıklarının tamamını risk faktörleri sayfasında ayrı ayrı sıraladım.
Aile öyküsü bulunmayan kadınların taramayı atlaması, sık karşılaştığım bir yanılgı olarak öne çıkar. Bu düşünce nedeniyle yıllarca görüntüleme yaptırmayan hastalarla karşılaşırım. Tersine, ailesinde hasta bulunan herkesin mutlaka hastalanacağı kanısı da doğru değildir. Kalıtsal eğilim taşıyan kişilerin bir bölümünde hastalık hiç ortaya çıkmaz. Bu kişilerde izlem daha erken yaşta başlatılır ve daha sık sürdürülür. Gerekli görülenlerde genetik danışma planlanır. Aile öyküsünü ilk görüşmede ayrıntılı biçimde çıkarıyorum. Öykünün kâğıda dökülmesi değerlendirmeyi kolaylaştırır. Bu bilgiyi her izlem görüşmesinde yeniliyorum. Ailedeki yeni tanılar risk tablosunu değiştirebildiğinden kaydın güncel tutulması gerekir. Hastalarımdan aile öyküsünü yakınlarına da sormalarını istiyorum.
Sütyen ve Deodorant Kullanımı Kanser Yapar mı?
Sütyen ve deodorant kullanımının kansere yol açtığı görüşü bilimsel dayanaktan yoksundur. Balenli sütyenin lenf akımını engellediği iddiası yaygın biçimde dolaşır. Meme dokusundaki lenf akımı sütyenin baskısıyla durmaz. Sıkı bir sütyen yalnızca rahatsızlık ve deri izi oluşturur. Deodorantın ter bezlerini kapatarak zararlı madde biriktirdiği görüşü de doğru değildir. Ter bezleri ile meme kanalları arasında böyle bir bağlantı bulunmaz. Deodorant içeriğindeki maddelerin meme dokusunda biriktiği gösterilmiş değildir. Bu söylentiler çoğunlukla sosyal ağlar üzerinden yayılır.
Aynı biçimde sütyen içine telefon koymanın etkili olduğu iddiaları da dayanaksızdır. Gece sütyenle uyumanın riski artırdığı görüşü de desteklenmez. Bu başlıklarla uğraşmak, gerçek risk etkenlerinden dikkati uzaklaştırır. Kilo dengesi, hareket, alkol ve sigara çok daha belirleyici bir yer tutar. Hastalarımı bu somut başlıklara yönlendirmeyi yararlı buluyorum. Söylentilerin kaynağını sorgulamayı da öneriyorum. Kaygı yaratan her başlığı muayenede açıkça konuşuyorum. Konuşulmayan bir kaygının zamanla büyüdüğünü gözlüyorum. Bu nedenle muayenede duyduğu her söylentiyi aktarmasını hastadan isterim. Kaygının adının konulması çoğu zaman rahatlama sağlar.
Biyopsi Tümörü Yayar mı?
Biyopsi işleminin tümörü yaydığı inancı doğru değildir. Bu inanç nedeniyle doku örneklemesini reddeden hastalarla karşılaşırım. İğne biyopsisi, tümörden çok küçük bir doku parçasının alınmasıyla tamamlanır. Kullanılan iğneler, hücrelerin iğne yolu boyunca taşınmasını önleyecek biçimde tasarlanır. Alınan örneğin bulunduğu bölge, planlanan cerrahi sırasında zaten çıkarılır. Bu nedenle örnekleme hastalığın yayılımını artırmaz. Doku örneği alınmadan tümörün tipi ve hücre özellikleri bilinemez. Bu bilgiler olmadan tedavi planı kurulamaz.
Örnekleme aynı zamanda gereksiz cerrahiyi de önler. Sonuç kötü huylu çıktığında ise meme koruyucu cerrahi gibi seçenekler bu bilgiye dayanılarak planlanır. İyi huylu çıkan lezyonlarda ameliyattan kaçınılmasını sağlar. İşlem ayaktan yapılır ve günlük yaşamı belirgin biçimde etkilemez. Bölgede oluşan morarma birkaç gün içinde geriler. Kan sulandırıcı kullanan hastalarda öncesinde düzenleme yapılır. Sonuç genellikle birkaç iş günü içinde hazırlanır. Sonucun beklenmesi tedaviyi geciktirmez, çünkü diğer tetkikler eş zamanlı tamamlanır. Bu kaygıyı taşıyan hastalara işlemin ayrıntısını baştan anlatıyorum. Uygulamanın nasıl yapıldığını bilmek çoğu hastada korkuyu azaltır. Sorular yanıtlandığında örneklemeyi kabul eden çok sayıda hastam bulunur.
Mamografi Kansere Yol Açar mı?
Mamografi çekiminin kansere yol açtığı düşüncesi doğru değildir. Çekim sırasında kullanılan ışın miktarı çok düşük düzeyde tutulur. Bu miktar, günlük yaşamda doğal olarak alınan ışınla karşılaştırılabilir düzeyde kalır. Cihazların ışın dozu düzenli olarak denetlenir. Kazanılan yarar, düşük dozun getirdiği kuramsal riskin belirgin biçimde üzerinde kalır. Mamografi, elle fark edilemeyecek kadar küçük odakları gösterir. Kireçlenme biçimindeki erken değişiklikler yalnızca bu yöntemle saptanır. Tarama sayesinde hastalık belirti vermeden yakalanabilir. Yöntemin nasıl uygulandığını ve neyi gösterdiğini mamografi sayfasında ayrıntılı anlattım.
Çekim sırasında memeye uygulanan baskı da sık dile getirilen bir kaygı olarak karşıma çıkar. Baskı, dokunun ince bir katman halinde yayılmasını sağlar. Bu sayede hem görüntü netleşir hem de kullanılan ışın azalır. Baskı birkaç saniye sürer ve kalıcı bir zarar bırakmaz. Adet döneminin bitimini izleyen günlerde çekim daha rahat geçer. Meme protezi bulunan kişilerde özel çekim düzeni uygulanır. Gebelik döneminde ise yöntem seçimi yeniden değerlendirilir. Genç ve yoğun meme dokusunda ultrasonografi öne çıkar. Yaşa uygun yöntemi her hasta için ayrı ayrı belirliyorum. Tarama kararını verirken hastanın kaygılarını da dinliyorum.
Genç Yaşta Meme Kanseri Görülmez Görüşü Nereden Gelir?
Genç yaşta meme kanseri görülmediği görüşü, hastalığın ileri yaşta daha sık saptanmasından gelir. Görülme sıklığının yaşla artması doğru bir bilgi olarak kabul edilir. Bu doğru bilgi, genç kadınlarda hastalığın hiç görülmediği biçiminde yanlış yorumlanır. Oysa kırk yaşın altındaki kadınlarda da tanı konulur. Ülkemizde tanı yaşının daha erken olduğu uzun süredir bilinir. Genç kadınlarda meme dokusu yoğun olduğundan tümör elle geç fark edilir. Düzenli tarama programının bulunmaması tanıyı daha da geciktirir. Bu iki etken bir araya geldiğinde hastalık ileri bir aşamada saptanır. Genç bir kadında saptanan kitlelerin büyük bölümü elbette iyi huyludur.
Bu olasılığın yüksek olması, incelemenin atlanmasını haklı çıkarmaz. Geçmeyen ve tek taraflı bulgular her yaşta incelenir. Genç kadınlarda ilk görüntüleme yöntemi olarak ultrasonografi seçilir. Gerekli görülen hastalarda manyetik rezonans görüntülemesi eklenir. Ailede erken yaşta tanı bulunan kişilerde izlem daha erken başlatılır. Gebelik ve emzirme dönemi de incelemeye engel oluşturmaz. Bu dönemde geçmeyen kitleler görüntülemeyle değerlendirilir. Genç hastaların yakınmalarını yaşa bakarak hafife almıyorum. Her başvuruyu aynı basamaklarla ele alıyorum. Bu yaklaşımın gecikmeyi önlediğini gözlüyorum.
Meme Kanseri Ameliyatı Memenin Alınması Anlamına Gelir mi?
Meme kanseri ameliyatının her hastada memenin tümüyle alınması anlamına geldiği düşüncesi doğru değildir. Günümüzde uygun görülen hastalarda memeyi koruyan cerrahi uygulanır. Bu seçenekte tümör ve çevresindeki bir miktar sağlıklı doku çıkarılır. Memenin biçimi büyük ölçüde korunur. Kararı tümörün büyüklüğü, memedeki yaygınlığı ve yerleşimi belirler. Memenin tümüyle alınması gereken durumlar elbette bulunur. Bu tabloda mastektomi ameliyatı gündeme gelir. Memede birden çok odak bulunması bu durumlardan biri olarak sayılır. Yaygın kireçlenme odakları da aynı kararı gerektirebilir. Kalıtsal gen değişikliği saptanan kişilerde plan yeniden gözden geçirilir.
Memenin alınması gereken hastalarda onarım seçenekleri gündeme gelir. Onarım aynı oturumda ya da daha sonraki bir dönemde planlanabilir. Kişinin kendi dokusuyla ya da protezle onarım yapılabilir. Bu seçeneklerin ayrıntısını ilgili cerrahi sayfalarında açıkladım. Koltuk altına yönelik girişimin kapsamı da ayrıca belirlenir. Tüm lenf bezlerinin alınmasının zorunlu olduğu düşüncesi bugün geçerliliğini yitirmiştir. Bekçi lenf bezi değerlendirmesi uygun hastalarda bu gereksinimi ortadan kaldırır. Bu bilgiler hastaların kaygısını belirgin biçimde azaltır. Seçenekleri karar aşamasından önce ayrıntılı biçimde anlatıyorum. Korkuyla verilen kararların sonradan sorgulandığını gözlüyorum.
Tedaviyi Bitkisel Ürünlerle Değiştirmek Mümkün mü?
Tedaviyi bitkisel ürünlerle değiştirmek mümkün değildir. Bitkisel karışımların tümörü erittiği yönündeki söylentiler gerçeği yansıtmaz. Bu söylentilere inanarak tedavisini erteleyen hastalarla karşılaştım. Geçen her hafta hastalığın ilerlemesine ve seçeneklerin daralmasına yol açar. Bitkisel ürünlerin bir bölümü kullanılan ilaçlarla etkileşime girer. Bu etkileşim ilacın etkisini azaltabilir ya da yan etkisini artırabilir. Karaciğer üzerindeki yükü artıran karışımlar da bulunur. Kan sulandırıcı etki taşıyan ürünler girişim öncesinde sorun oluşturur.
Bu nedenle kullanılan her ürünün hekime bildirilmesi gerekir. Tedaviyi destekleyen beslenme önerileri ise bitkisel ürünlerden ayrı bir başlık olarak ele alınır. Sebze, meyve ve lif ağırlıklı dengeli beslenme önerilir. Düzenli hareket ve uyku düzeni de süreci destekler. Bu öneriler tedavinin yerine değil, yanında yer alır. Kesin sonuç sözü veren ürünlerden uzak durmanızı öneriyorum. Kullandığınız takviyeleri görüşmelerde açıkça söylemenizi istiyorum. Bu bilgiyi saklamanın hastaya zarar verdiğini gözlüyorum.
Meme Kanseri Yalnızca Kadınlarda mı Görülür?
Meme kanseri yalnızca kadınlarda görülmez, erkeklerde de saptanır. Erkek göğüs duvarında da kanal yapısı içeren meme dokusu bulunur. Bu dokudan gelişen tümörler kadınlardakiyle aynı hücre grubundan başlar. Erkek hastalarda tanı çoğunlukla ileri yaşta konulur. Hastalığın erkeklerde görülebildiğinin bilinmemesi başvuruyu geciktirir. Meme başının altındaki sert ve ağrısız kitle en sık görülen bulgu olarak öne çıkar. Meme başında içe çekilme ve akıntı da uyarıcı sayılır. Ailesinde meme kanseri bulunan erkeklerde risk yükselir. Kalıtsal gen değişikliği erkek hastalarda ayrıca araştırılır.
Tanı yöntemleri kadınlardakiyle aynı sırayı izler. Tedavi ilkeleri de benzer bir çerçevede kurulur. Erkek hastalarda tümörlerin hormona duyarlı olma olasılığı yüksektir. Bu özellik ilaç seçimini doğrudan belirler. Hastalığın erkeklerde görülmeyeceği düşüncesi, tanıyı geciktiren en önemli engel olarak karşıma çıkar. Farkındalığın artması başvuruyu öne alır. Aile içinde konuşulan doğru bilgi bu konuda etkili olur. Erkek hastalarımın büyük bölümü sertliği aylar önce fark ettiğini söyler. Göğüs bölgesindeki her yeni sertliği aynı dikkatle değerlendiriyorum.
Emzirmek ve Doğum Yapmak Tam Koruma Sağlar mı?
Emzirmek ve doğum yapmak riski azaltır, ancak tam bir koruma sağlamaz. Emzirme süresinin uzaması meme dokusundaki hormon etkisini sınırlar. Doğum sayısının artması ve ilk doğumun erken yaşta olması da aynı yönde katkı yapar. Bu etkenler genel değerlendirmede riski aşağı çeker. Yine de emziren ve çok doğum yapmış kadınlarda hastalık görülebilir. Bu nedenle emzirme öyküsü, taramanın atlanması için gerekçe sayılmaz. Emzirme dönemi ayrıca kendi içinde bir güçlük taşır. Bu dönemde meme dokusu hormon etkisiyle büyür ve sertleşir. Elle yapılan muayenede kitleyi ayırt etmek zorlaşır.
Emzirme sırasında ortaya çıkan sertlikler çoğu zaman süt birikmesine bağlanır. Verilen tedaviye yanıt vermeyen sertlikler ise görüntülemeyle incelenir. Emzirme dönemi, ultrasonografi ve doku örneklemesine engel oluşturmaz. Bu dönemde tanı konulan hastalarda plan ayrıca düzenlenir. Hiç doğum yapmamış olmanın kesin bir risk anlamına geldiği düşüncesi de doğru değildir. Bu kişilerde risk bir miktar yüksek seyreder, ancak hastalık kaçınılmaz sayılmaz. Doğurganlık geçmişi, risk değerlendirmesinin yalnızca bir parçası olarak kabul edilir. Bu başlıkları ilk görüşmede ayrıntılı biçimde sorguluyorum. Değerlendirmeyi her zaman tablonun bütününe bakarak yapıyorum.
Doğru Bilgiye Nasıl Ulaşılır?
Doğru bilgiye ulaşmak, kaynağın kim tarafından hazırlandığının sorgulanmasıyla başlar. İnternette dolaşan içeriklerin büyük bölümü kaynak göstermeden yayılır. Sosyal ağlarda paylaşılan kişisel deneyimler genel bir kural gibi sunulur. Her hastanın tümörü ve genel durumu birbirinden ayrıldığından bu aktarımlar yanıltıcı olur. Doğru bilgi kaynağı, hastayı korkutmadan ve söz vermeden açıklama yapar. İçeriğin hangi tarihte hazırlandığına bakılması gerekir. Tıbbi bilgi zaman içinde değiştiğinden eski içerikler geçerliliğini yitirir. Kesin sonuç söyleyen ve korku yaratan başlıklardan uzak durulması gerekir.
Okunan bilgilerin hekimle birlikte gözden geçirilmesini öneriyorum. Anlaşılmayan terimleri muayenede sormanızı yararlı buluyorum. Sorularınızı yazılı olarak getirmeniz görüşmeyi verimli kılar. Yakınlarınızın da görüşmeye katılması bilgilerin doğru aktarılmasını sağlar. Tanı ve tedavi kararları yalnızca okunan içeriklere dayandırılamaz. Kendi patoloji raporunuz, kendi görüntülemeniz ve kendi genel durumunuz belirleyici olur. Yanlış bilgilerin çoğu, tanıdan duyulan korkunun üzerine yerleşir. Konuşulmaktan kaçınılan her başlık bu korkuyu büyütür. Tereddüt oluşturan konuları muayenede tek tek ele alıyorum. Yanlış bilginin düzeltilmesi, tedaviye uyumu da belirgin biçimde artırır. Bilgiye güvenen hastanın sürece daha hazırlıklı girdiğini görüyorum. Doğru bilginin süreci kolaylaştırdığını yıllar içinde gözledim.
Tıbbi inceleme: Prof. Dr. Hakan Mersin · Yayımlanma: · Son güncelleme:
Sık sorulan sorular
Meme kanseri bulaşıcı bir hastalık mıdır?
Şeker tüketmek tümörü büyütür mü?
Meme protezi taktırmak kanser riskini artırır mı?
Memeye darbe almak kansere yol açar mı?
Tanı konulan her hastaya kemoterapi uygulanır mı?
Cep telefonu ya da mikrodalga fırın meme kanserine yol açar mı?
Şekeri kesmek kanser hücrelerini aç bırakır mı?
Tedaviden sonra saçlar bir daha çıkmaz mı?
Doğum kontrol hapı kullanmak riski büyük ölçüde artırır mı?
Meme kanseri her zaman ele gelen bir kitleyle mi başlar?
Süt ve süt ürünleri tüketmek sakıncalı mıdır?
Tanıdan sonra hemen ameliyat olmak zorunlu mudur?
Tedavi tamamlandıktan sonra emzirmek mümkün müdür?
Kemoterapi her hastada aynı etkileri oluşturur mu?
Ailemde kimse hastalanmadıysa tarama yaptırmasam olur mu?
Destekleyici yöntemleri tedaviyle birlikte kullanabilir miyim?
Kaynakça
Bu içerik, aşağıdaki uluslararası otoriter tıbbi kaynaklardan yararlanılarak hazırlanmıştır.